Kayıtlar

Kasım, 2018 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

Vatan Sağolsun (!)

Resim
Şu koskoca evrende en fazla 80 yıl yaşayacağız şanslıysak. Ve en güzel dönemlerimizde haftada 40 saat bize hiçbir şey katmayan dersleri görüp, üstüne at gibi birbirimizle yarıştırılıyoruz. Amaç ne; vatana millete (değil, kapitalizme) hayırlı insanlar yetiştirmek. 8 senedir okulda İngilizce öğreniyoruz. Kaç kişi İngilizce öğrenebiliyor okulda? Sıfır. 12 senedir matematik öğreniyoruz. Ama öğrendiğimiz şey gerçekten matematik mi? Fizik öğreniyoruz. İşte öğrenmiyoruz aslında. Fizik formülü ezberliyoruz sürekli. Hiçbir işimize yaramayacak. Kapitalizm de bunu istiyor işte. Onların işine gelecek kadar öğreniyorsun. İyi bir mühendis, doktor, mimar olman lazım çünkü. Çarkın dönmesi lazım. "Başkalarını ezip geçmen lazım. Dostların mı? Onları da geçmen lazım. Tek gerçek sensin bu dünyada." Kandırılıyoruz. Felsefe diye bir ders var okullarda. Ama tartışma yok. Din dersi var, sorgulama yok. Edebiyat dersi var, şairlerin adlarını ezberliyorsun. Tarih, devlet nasıl öğrenmeni isterse...

Söz Bitti

Yalnız kalmak ağırlığıyla üzerimde Yazmak telaşıyla dolup taşmak var Kim görür beni sevindiğime kanıp da Kim sever beni yazdıklarıma büsbütün inanıp da Şimdi çeker gider herkes herkesi ardında bırakıp da Yalan söyleme böyle iyiyim diye Keramet yok yalnız kalmakta Üzülür birer birer her gülü güllü gölün Belki sen gittin, belki annem gitti Güllü gölün en güler yüzlü gülü Hangi birine üzülsün sesi kartlaşmış bülbülü Belki sen gittin, belki annem gitti, belki babam gitti Ağlamak dahi olsa içinde en son gücüyle güler Dudağı kirli sen gülü Belki sen gittin, belki annem gitti, belki babam gitti Belki gökyüzünden bugün öylece bir güneş gitti Göl kirli, sen gülü, anam gülü, babam gülü Bir gün yatacak oluruz bir bakarsın annen ölü Direksiyonu sağa kıracak olmuştur bir şerefsizin dölü Belki sen gittin, belki annem gitti, belki babam gitti Belki kanadı kırılmış bülbül gökyüzüne kanatsız gitti Artık neyi bekliyorum kış burada yaz bitti Aha bak kardeşim gitti Belki sen gitt...

Cesur Yeni Dünya ve Yaşadığımız Dünya

Resim
Cesur Yeni Dünya'daki "Dünya Devleti" şuan yaşadığımız toplumun çok çok yüksek bir aşaması bence. Dünya Devleti'nin ideolojik yapısını, bugünkü yaşadığımız kapitalizmden çok ayrı tutabilir miyiz? Dünya Devleti'ndeki insanların belirgin sınıflara ayrılması, bugünkü sınıflandırmalardan ne kadar uzak? Peki ya her sınıfın kendini en iyi sınıf olarak görmesi. Yaşadığımız dünyada kaçımız bu sınıflardan kurtulmak istiyor. Sınıflı toplumlar, kapitalizmin ekmeğine bugün de yağ sürmüyor mu? Cesur Yeni Dünya'ya en geniş pencereden baktığımızda, mutluluğa karşı özgürlüğünü satmış bir toplum görmekteyiz. İnsanlar, doğumlarından itibaren devlet tarafından belirli "yazgı"larla, yapay olarak oluşuyorlar. Bu insanların ne olacakları belirleniyor. Ama çok mutlular. Çünkü seks yapıyorlar. Çünkü işlerini sevmeleri için üretilmişler. Çünkü ölmekten korkmayı bırakmışlar. Çünkü... Çünkü sanattan, bilimden ve felsefeden arınmışlar. Evet, henüz sanat yapmamız engel...

Öyledir Keza

Öylece durmak cennete giden yolun başında Sessizlik üstün gelir karanlığın gürültüsüne Ölmek nasıl bir şey anne otuz sekiz yaşında Belki ölmek olur bu sefer yaşamları dize getiren Belki sevmek olur yaşanmışlıkları bize getiren Birkaç sayfa nedensiz yazılmış roman oluruz ayaküstü Birkaç kere kefensiz gömülürüz yatmadığımız yerlere Kafidir suçlamak hiç suçlanmamış cezaları Meşrudur gezmeler sonu gözükmeyen fezaları Yazdığımız birçok sözcük hecesiz kalır Birçok ev bacasız ve birkaç çocuk anasız kalır Yakası gelir insanın boşlukta çığlık atan mezarları Ve kalem oynatamaz olur en güzel sonların yazarları Çeyrek kala zil çalar ve bazı anılar son bulur Gülümsemek artık uzaklaşan eski bir dost olur Alan el veren elin üstüne çıkar, tanımı değişir iyiliğin Dolapta bir pasta vardır Söz verilmiştir "akşamleyin biz gelince yenilecek" Gün batar Akşam olur Ay ortaya çıkar Ve o pasta asla yenilemeyecektir Ozan Deniz

Kararsız

Bacaklarımda ne olduğu bilinmez bir ağrı Çağrı Bilinmezden bilinmeze bilinen bir çağrı Yokluğunun anlamsızlığına bilenen bir çağrı Yanlış Yalnızca yanı başında durdukça yalanlanmış Burada doğru bir şeyler oluyordu ve bu çok yanlışmış Gözlerin ne kadar da uzaklar şimdi benden Bir soygunda kaçak, bir yangında kaçak Sofrada, meyhanede toplanın da içek Sözlerin ne kadar da uzaklar şimdi benden Gülmeye alışmıştım onlara bir gündüz vakti Zaman daralıyor Hayatımızda gelip geçen her şey çok zor Durum vahim Ölüm bir sırtlan gibi peşimizden kovalıyor Hayat ani 12 saniyede gerçekleşen olaylar bir ömrü çaresizleştiriyor Daralan zamanlar durumları aniden vahimleştiriyor Hayatsızlaşıyorum, hayat sızıyorum dışarıma Hayasızlaşıyorum, gözümün önü bomboş bir levha Kararsızlaşıyorum, kararlarım sızlıyor, acıyor Ve ben yaralanıyorum Boşlukta durdurkça zaman boşluğa düşüyor Tanrı bir el veriyor ama itiyor diğer eliyle Bütün akşamımı geçiriyorum iki deliyle Düşüyorum Gözlerimi...

Allah'ın En Mutlu Cehennemi

Sarı dumanlar kahreder şehrin karanlığını Ve affeder bu derin sessizlik varoluşunu insanlığın Nazar değmesin o tertemiz kirli ellerine İncinmesin parmağındaki bir eklem bile Yırtık bir şiir yazmışsam da vermişsem eline Artık bir kaç sözcük kalmışsa da geride Düşünme onlar ne diye burada yok diye Belli ki hak etmemişler seni Göndermişim cehenneme Asıl var olan hiç yok olmamış olandı Aşk bir vakit yok olmuşsa belki de hiç var olmamıştı Bunu bilemezdik Bunu tanrı bile bilemez bilirim Uykularımız vardı daha uyulacak Vakit yok düşünmeye ve yok hiç bir şey duyulacak Ve en sefil halinde bir posta vardır koyulacak Sevinme hiçbir şeyi kazanmadan yolun en başında Yolu bitirmek zor olsa da bitirilmelidir Ve sevmelidir bir insan bir insanı daha on üç yaşında Kalmadı hiçbir şiir seni anlatacak kadar güzel Hadi binelim otobüsün en arka koltuğuna Nasıl olsa pişmişlerdir Artık sözcüklerin cehennemden dönmesi gerek artık Yeterince katlandık İstanbul'un nemine Kaptan iki öğ...

Abide

Bu ne güzellik hanımefendi Sizi Allah yaratmamış belli Bu koku ne böyle Parfümünüz cennetten mi Siz topraktan ve kaburga kemiğinden yaratılmış olamazsınız Veya bir maymundan da gelmemişsiniz kesin Bu ne kadar uzun ve güzel olmaya elverişli saçlar Olmuş da hakeza Gülümsüyor musunuz gerçekten Yoksa gök yüzünüze mi taşındı anlayamadım Veya bir çeşit feromon mu salgılıyorsunuz Çünkü şuan içime bir evren yaratma isteği geldi Sizi de görmek isterim orada Ne de olsa olmalı her evrenin bir su perisi Hanımefendi bu ne tatlılık böyle Lütfen o kadar güzel utanmayın içerime içeri eriyorum öyle O gözler gerçek mi yoksa bir yıldız mı taktınız Siz o şeylerle bu aciz insanın gözlerine nasıl baktınız Şehrin güzelleri selamlamaya başladı bile şehrin en güzelini Ve bastığın yerlerde doğmuş binlerce kar çiçekleri Hanımefendi o ses ne öyle aklımı almaya mı kastediyorsunuz Adınızı söylemeyin sizin adınız kesin bir çiçeğin adıdır Çünkü siz topraktan ve kaburga kemiğinden oluşmuş ol...

Kızıl Tren

(Çorlu'da bir tren kazasında hayatını kaybeden insanların katillerine) Bu kara trenler hiç mi yok korkularınızda Bir şeyleri sevmek hep mi yordu sizi Canınızın istediğini yapmak yetti mi size Ve hiç mi istemedi canınız güzellikleri Ölümü hiç düşünmediz değil mi yastığa koyarken başınızı Umurunuzda değildi çünkü sadece geçirdiniz yaşınızı Geçip gitti, geçip gitti Sonra kalkıp yataktan aynı kibirle acıktınız Ve getirdiler köleler aşınızı "İstemez" dediniz kaldırıp kaşınızı "Götür bunu ne böyle bu" diye emir verdiniz fırlatıp taşınızı Ve yapıldı istediğiniz o güzel yemekler Salatalar, meyveler, etler, ekmekler Madencinin oğlu yiyemiyorken kuru soğan Siz istediniz sofraya biberler ve kekikler Suud kralı öldü 3 gün yas ilan ettiniz Tekirdağ'da halkım öldü törenle yemin ettiniz Çocuklar yetim kaldı analar babalar evlatsız Siz yine de gülüp eğlenmeyi seçtiniz Millet seçti başımıza bu kibirli dinci illetini Ekmek ye...

Uyku İlacı

Biz istemezsek oluşmazdı bu kara bulutlar Bu bulutlar buluşurdu bulundukları koca oyukta Yok olurlardı daha var bile olamadan Biz gibi Sis gibi bir şey var etrafımızda şimdi Tanrılar yine etrafı tozutmuş belli Veya nefes nefese kalmışlar Yağmur yağıyor Büyük olan küçük olanı dövmüş, ağlıyor Gözyaşları ekinlerimizi biçmemizi sağlıyor Kan keder acı vermiş yarattığına yaratıcı Ve yaratılan küfretmiş verdiği illetlere Kan keder acı, biraz da uyku ilacı Ve yaratılan şükretmiş verdiği nimetlere Büyük balık küçük balığı yutmuş Yüce tanrı kullarını ayakta uyutmuş Ozan Deniz

Bir Muzipin Çok Uzun Süren Yürüyüşü

Elleri cebindeydi Abdulkerim'in Öyle rahat hissediyordu kendini Arada çıkarıp montunun cebine sokuyordu Belli bir süre sonra tekrar pantolonunkine Yürüyordu Abdulkerim Aynı zamanda düşünüyordu "ne olacak bu işler" diye Bu sokakları tanıyordu Abdulkerim Tanımasa da sokaklar onu O çok seviyordu bu sokakları Sevmese de sokaklar onu Sıkıntıdan patlayacaktı Abdulkerim Bir araba geçti kaldırıma çıktı Arabanın tekeri hızdan patlayacaktı Abdulkerim bilmezdi araba markalarını Sadece biliyorsa bilirdi arkada yazan plakalarını Ezberi iyiydi unutmazdı kolay Düşünüyordu Abdulkerim yürüyordu Aynı anda çizgilere basmamaya çalışıyordu Hiç kerim olmadığı belliydi Abdul da değildi aynı zamanda Sonra o kızı gördü tekrar (Hala abdul değildi) Kıza baktı dedi "esrarengiz bir olay" Ezberi iyiydi unutmazdı kolay Kızın yanına arkadaşları oturdu sonra Bütün cesareti söndü yine Yürümeye devam etti Keremliği karanlığa karıştı Tanrıyı düşündü uzun uzun Nede...

Ölüncek

İnsanlar ölüyordu sıkıldıkça yaşamaktan Tıkıldıkça aynı evlerin içerisine Ve aynı evrenin Hepimiz aynı hayatın farklı noktalarında mıyız Yoksa farklı hayatlarda mıyız? Yani farklı notaları mıyız bir müzikteki veya farklı müzikler miyiz notaları olan? Yani diyorum ki aynı hikayenin... Neyse işte öyle miyiz böyle mi? Ne önemi var yaşayıp ölüyoruz hepimiz Şaraptan ölmek mümkündür ve mümkündür sıkıntıdan ölmek Sıkıntıdan öleceğine şaraptan ölmeli insan Şaraptan ölmediyse kasaptan dönmemeli misal İnsan ölecekse sıkıntıdan ölmemeli be kardeşim Sevişirken ölmeli insan Ama iki kişi ölünmeli ölünülcekse Savaşırken ölmeli insan Kurtarırken bir çocuğun geleceğini ve geleceğini bile bile ölüme yürümeli Koşarken ölmeli insan Öyle bir ölmeli bir anda Ölüyken bile koşmaya devam etmeli Küfür ederken ölmeli insan Sevmediği insanlara küfür ederken ölmeli, eski sevgilisine küfür ederken, futbol takımına,başbakana, babasına, bakkala, patronuna küfür ederken ölmeli Sigara içerken öl...

TDK'ye Çağrı

Görmek bakmak mıdır veya atlar saatte beş yüz kilometre yapabilirler mi? Görmek seni ölmek midir yoksa ilmik ilmik ölmek örmek mi? Sevmek kalbin kırılması mıdır ya da kırılan kalbi sevmek mi? Düşün düşün düşündüm Düşündükçe üşüttüm Ve gördüm ya seni ilk defa Gözlerim dolmuştu Ve sevda Altı harf olmuştu Ozan Deniz

Alametifarika

Tek tük ışıklar yanıyordu Girdiğim ara sokaktaki hayvanlar da görece azdı Arabam olsa park edebileceğim yerler vardı Garip Kaldırımlar daha dardı sanki garip Ve daha alçaktılar Kadınların gözleri daha az yükseklerde Bir çocuk geçti beyaz Adamlar daha ne kadar alçak olabileceklerini düşünürken Evlerin kapıları küçülmüş, evler daralmış ve evren genişleyen her noktasından itilmeye başlanmıştı Evsizler artmıştı Ve densizler her zaman olduğu kadar Azalmıştı insanların bıraktığı izler Belli ki daha az cesaretliydiler artık gece gezmelerinden Çöp kutuları bomboştu Demek ki yeni gelmişti çöp kamyonu Ve belki de gelmemişti hiç Geçen yaz aramıştın ya Ama gelmemiştin "Gelesim yok" Belki çöp kamyonu şoförünün de gelesi gelmemiştir Olamaz mı Sen buna karar verebiliyorsan böyle küstahça ve ahmakça Kamyoncunun buna mutlak hakkı vardır Yağmur daha seyrek yağıyordu Daha az ıslaktık artık Ama daha fazla kuruyamamıştık Belki de Kurunun yanında yaş olup yanmıştık ...

Yorgun Meyhane

Elimi sağ cebime attım Dün geceden kalma bir kaç hece vardı Çıkardım okudum Seni bulamadım orada Kapalı bir kapıyı tıklattım oradasındır diye Kapıyı açan bir yaşlı kediydi Seni sordum ismini zikretmeden Buralarda çok dolaşma delikanlı dediydi "Ben bir insan arıyorum ki akla zarar Onun varlığı ancak ve ancak bana yarar" diyecektim ama sert çıkınca "hadi lan oradan" dedim Yürümeye devam ettim yapacak bir şey yoktu Tam umutsuzluğa düştüm Burnuma buram buram bir sen koktu Hemen meyhaneye üşüştüm Sana benzeyen tıpkı sen bir kadın Ama yeterince değil Bir bira ısmarladım kendime bir de garsona Artık meyhanedeki adama ne deniyorsa Ona işte Bir bira daha bir bira daha bir bira daha Sen yokken bu meret çölde bir vaha "Abi yeter içme daha" diyecek oldu garson "Görmüyor musun vaziyet-i halimi?" diyecek oldum O demedi Ben de demedim Ben bir bira daha içtim Son bir kere çıkardım sol cebimdeki resmini Son bir kere daha baktım o g...

Sevgi Propagandası

Korkakça ve hoyratça sevdim seni En az toprağın yağmuru sevdiği kadar En az seni sevdiğim kadar çok sevdim Bir sır oldum senin yüzünden on kişinin bildiği Belki bu yüzden korkuyorum insan içine çıkmaktan Bir problem oldum defterde bir çocuğun sildiği Ve bil ki korkmuyorum artık kutsal kitapları yıkmaktan En az seni sevdiğim kadar çok sevdim çünkü seni En azılı düşman olmaktan beni kim kurtarabilir Senin hayallerin vardı koca koca hayaller Benim sevdam vardı kova kova sırılsıklam Kime zarar o çok sevdiğim kitaplarımı yakmak Bence sadece güler yüzlü bir çocuk bana kal der Ama ben artık yoruldum sana güzel söz yazmaktan Bir kitap vardır iki sayfa O güzel ellerin nasır tuttu arkamdan kuyu kazmaktan Önsöz sonsöz ve hepsi bu Getir bana o ellerinin değdiği bir tepsi kum Şeref sözü ve sensiz kentsel dönüşüyor Piraziz Ve yoksun kafamın içi çarpık kentleşme Güler gülmez gülme öyle gülüm Gül bir dikenli gül gibi güler Bir sigara dumanımız vardı onu da eller aldı zaten Kü...

Yanlış Bir Şeyler

Çünkü milletlerin kendi kaderlerini tayin etme hakkı vardı Ama seninle bizim beraber olmaya hiç hakkımız yoktu Vaktimiz çoktu aslında Çocuklarımız olurdu tahtadan oyuncaklar Bir evimiz olurdu kumdan seramikten ve camdan Nasıl olsa ölüm bizi ayırana dek ayrılmazdık Çıkıp gidemezdin iki elin yerde olsa bu candan Şimdi iki elim sensiz nasıl olur bilirsin Tayin edemedik kaderimizi bıraktık emperyalist ülkelere Tahmin edemedik neler götürecek bu ömürden kaç yıl geçecek Tamir edemedik de zaten tahtadan oyuncaklarımızı Kendimize gelemedik bir hiç olup gülemedik, güldürmediler Savaşamadık da zaten koşullar ağırdı Öyle bir anlaşıldı ki bizimle Sevrden beter Her gece beni yeni bir peygamber çağırdı Yıl olmuş kaç sıkıldık artık Kevserden yeter Bırak beni beyaz elbisesi içinde gülümseyen adam Bırak beni benim tanrıyla işim yok Cenevre'den Diyarbakır'a her şey çok garip Ve bir tek gülümsemen beni orduya çağırabilir Selam sana sisli gözlerinde puslu gökyüzü olan kadın S...

Tartılmaz Tartışma

Dur bekle doldurayım çayını Gereksiz bir deneyin en gerekli aletleriyiz biz nasıl olsa Gerekli gereksiz sevdalarımız var Ölüme el sallamış çoktan Bizi es geçmiş, haber aldım Ben bir demlik çay daha demleyeyim İçelim Aç da maça bakalım biraz Olcay, Burak bir duvar pası En çocuksu hayallerimizin üzerine döküldü bir çay damlası Aha bak ölümsüzlüğü buldum Dolabın arkasına kaçmış, ah şu bizim çocuklar Kavga çıkmış sokakta Bırak şu çekirdeği, yapıldı o espri Gidelim bakalım çocukları dinlemek gerekli "Marx'ın yanıldığını iddia ediyor Oysa Marx'ın dediklerini birer birer yaşıyoruz Aşamaları birer birer aşıyoruz" Benle Ahmet kafamızı kaşıyoruz "Ama o önce Norveç sineması çok dandik dedi" Çekirdekleri getir Ahmet bu tartışma zevkli Ve bayağı uzun sürecek belli ... Aaa uyuya kalmışız 200 yıl olmuş "Ama Lenin kanıtladı o durum öyle değil" Bu daha bitmez Ahmet'in cenazesini kaldırayım bari Ozan Deniz

Tüzüğü Kurular

Hem nasılsa bir defa geliyoruz dünyaya Bulutlar şanlı yine her zamanki gibi Minareler duruyor ve mineraller de öyle Evler sapasağlam İçindekiler mahzun hala Bak sen gittin ya hiçbir şey değişmedi Benim dışımda Hem nasılsa bir defa geliyoruz dünyaya Devletler var olur ve yarın yokturlar Hakimler, milletvekilleri, bakanlar Onlar ki beş kuruş uğruna bin can yakanlar Tüzükler, vetolar, anayasalar "Vatan sağolsun"muş Oğlunu yitiren bir anaya sorsalar Binlerce yürek gidiyorsa kara toprağa Hiçbir vatan olmasın sağ Hem nasılsa bir defa geliyoruz dünyaya Bak mutsuzum yine İnsanlar perişan, insanlar cahil, İnsanlar umutsuz Ve sen de yoksun. Kral ha düştü ha düşecek attan Şuan yapabileceğim tek şey Karadeniz'i seyretmek on birinci kattan Bak bir gemi yanaştı iskeleye Çağırıyorum seni gel binip gidelim bu şehirden Sen nereye istersen oraya Ama ölmeyeceğimiz bir yer seç Hem nasılsa bir defa geliyoruz dünyaya Ozan Deniz

Mağlubiyet Türküsü

Bir selam çak bize yokluk diyarından Bugün ölmek daha kolaydır aslında yarından Kurtul prangalarından Bir selam çak bize puslu salı sabahından Yarından tezi yok başla rüzgarı ters çevirmeye Sana dayatılan bütün taşları devirmeye Başla yenilmeye Yenildikçe güçleneceğiz bunu biliyoruz Bir selam çak bize yenilginin en tatlı safhasından Yenilmek bizi daha güzel evlatlar yapacak Yenilmek bizi kazanmaya aç bırakacak Ve biz kazanacağız, Zafere giden yolda yorulacağız ama Durulmayacağız Ve zafer günü geldiğinde Güzel giyin güzelim O gün geldiğinde Seninle ben hiç olmadığımız kadar özgür olacağız O yüzden Bırak şimdi yüzünü asmayı Zaman küskünlük zamanı değil Çıkar o boynundaki tasmayı Ve sadece barışın önünde eğil Ozan Deniz

Tahtalı Metropol

Yalın ayak yürüdüğüm yollar Çıplak elle tutunduğum dallar Gözlüğümü çıkarıp baktığım güneş Ve şuan yoksalar da var olan ay ve yıldızlar Aylardan haziran Seni görmeden geçti şu koskoca bir haftam Ve yine böyle geriye kaldı 13 hafta Soyundum ama soyuttum Sana ettiğim yeminler hep lafta Kendime sürekli öğütler vermeye başladım Ama bir kulağımdan giriyor veya girmiyor Kafam olmuş bakırdan bir tahta Uğruna ölürüm dediğim insanlar Şimdi ölüm olmuş gitmişler Ben yeminlerime devam ediyorum hala Kafam olmuş altmışlar, yetmişler Sevdasına haykırdığım kadınlar Mutlu birer eş olmuşlar "Ya benimsin, ya kara toprağın" dediğim kadınlar onlar Kara kara adamlara yar olmuşlar Bense karaya vurmuşum Var olduğumu düşündüğüm zamanlar Meğerse hiç yokmuşum Bir varmışım bir yokmuşum Evvel zaman içinde kaybolmuşum İstanbul'dan Ankara'ya giderken Fark edilmeyen koymuşum Ve hiç farkında olmadan Kafamın amına koymuşum Ozan Deniz

Gül

Sen öyle bir gülersin ki Ay utanır, yıldızlar utanır Konteynerden bir kedi çıkar, utanır Sokaktan bir amca geçer utanır Paşa mezarından kalkar utanır Tanrı uykusundan uyanır, utanır Ben utanırım. Sen gül gülüm ağlamaklar utansın Ve sen hep gül Biz hep utanalım Ozan Deniz

Gelişi Güzel

Gel Öyle bir gel ki gelmeler utansın En sevdiğim şarkılar titresin ses tellerinde En sevdiğim hırkam olsun göğüslerini örten, kırmızı olan En sevdiğim gözlerinle gel Masmavi gel Bir işçi kadar ateşli, cesur, ümitli Bir işçi çocuğu kadar masum, korkak, habersiz Ve bence koşarak gel Yorulmazsan eğer Sen gel de nasıl geliyorsan gel Yine gel Ve bence bağırarak gel Bir Nazım dizesi dudaklarında saygısız Elinde zafer işareti Bir devrim marşı çağır Gün doğsun Sen hep uyan Gel dayanalım şu Viyana'nın kapılarına ikimiz El ele verirsek birlikte belki devirebiliriz Ozan Deniz

Aydınlıkta Gözükmeyen

Ve hani o ölüm yok mu O karanlık ve yokluk yok mu Yok olmak yokluğun yok olduğu zaman Ve var olmak ölümün tam ortasında Aramak her şeye rağmen seni oralarda Ve bir fener yakmak boşu boşuna Çünkü hiçbir ışık seni aydınlatmayacak Al eline bir çakmak ve bir sigara Çak sigaranı ve yak gençliğini Tak bir arabesk, yap bir ara task Ve bir rakı iç Sek Ve bir yalan uydur bize Yersek... Ozan Deniz